Girişimciliğin İkinci Kuralı: Bilmediğin İşi Yapmaktan Korkmamak
Toplumun girişimcilik anlayışı çoğu zaman sınırlandırıcıdır. Özellikle de “Girişimci bilmediği işe girmez” anlayışı, nice potansiyelin filizlenmeden yok olmasına neden olur. Oysa insanlık tarihi, tam tersine, bilinmeyen alanlara cesaretle adım atanların hikâyeleriyle doludur. Girişimciliğin ikinci kuralı da tam olarak burada başlar: Bilmediğin işi yapmaktan korkma.
Bilinmeyen Alanlarda Geleceği Kurmak
“Bugün hayatımızı kolaylaştıran tüm teknolojiler, birilerinin daha önce hiç bilmediği bir işe cesaret etmesiyle var oldu. Çünkü insan doğası; merak eder, öğrenir ve geliştirir. Gerçek gelişim ise konfor alanının dışına çıkıldığında başlar.”
Türkiye’nin en büyük GSM operatörünün kuruluş süreci bu konuda çarpıcı bir örnek sunar. Kurucusu, yatırımcı arayışı sırasında pek çok büyük grubun kapısını çalar. Ancak hepsinden aynı yanıtı alır: “Bilmediğimiz işe girmeyiz.” Sadece bir yatırımcı bu vizyonu görür: “İleride herkesin cep telefonu olabilir.” Küçük bir sermaye ile büyük bir dönüşüm başlatılır ve milyarlarca dolarlık bir değere ulaşılır. Bu, bilmediğin bir işe girmeye cesaret edenlerin nasıl fark yaratabileceğinin net bir göstergesidir.
Bilmediğin Alanda Başarılı Olmak Mümkün mü?
Bir işi bilmek tabii ki avantajdır ama başarıyı garanti etmez. Tıpkı bilmediğiniz bir işin sizi başarısızlığa mahkum etmeyeceği gibi. Hatta kimi zaman, işi daha önce yapmamış olmanın getirdiği “taze bakış” sayesinde yaratıcı çözümler üretmek mümkün olabilir. Çünkü uzun süredir aynı sektörde olan kişilerde zamanla “mesleki körlük” gelişebilir; yeniliklere kapalı hale gelebilirler. Oysa dışarıdan gelen biri, sektörün ihtiyaçlarını çok daha net görebilir.
Bu noktada örnek yine kişisel bir deneyimden geliyor. Türkiye’de daha önce yapılmamış bir denizcilik alanına yatırım yapılır. Sektörde bu konuda bilgi yok, kaynak yok. Ancak motivasyon ve araştırma azmiyle Fransa’dan uzman getirilir, 4 yıl boyunca yüksek maaşla çalıştırılır. Yerli ekip kurulur, bilgi aktarımı sağlanır ve sonunda Türkiye’ye yeni bir sektör kazandırılır. Tüm bu süreçte yapılan işin bilinmezliği değil, öğrenmeye duyulan inanç ve stratejik hazırlık ön planda tutulur.
Başarının sırrı bilmek değil; öğrenmeye açık olmak, iyi hazırlanmak ve risk almaktır. Bilmediğiniz bir işe girmeden önce gerekli araştırmaları yaparsanız, sektörle ilgili temel bilgileri edinirseniz ve motivasyonunuzu yüksek tutarsanız, başarı oranınız düşündüğünüzden çok daha yüksek olabilir.
Bilgiye Ulaşmak ve Hazırlık Artık Çok Kolay
Günümüzde herhangi bir sektöre dair temel verilere ulaşmak oldukça kolay. Şirketlerin açık kaynaklı yıllık raporları, finansal tabloları, pazarlama stratejileri ve operasyonel verileri birkaç saatlik araştırmayla incelenebilir. Bir girişimci olarak hafta sonu gece saat birde bile dünyadaki örnekleri araştırabilir, sektörün önde gelen firmalarını analiz edebilirsiniz. Hangi firmalar bu işi yapıyor, kaç kişilik ekipleri var, ne kadar kâr ediyorlar, hangi ülkelere çalışıyorlar… Bunların hepsini öğrenmek için artık bir diplomanız olması gerekmiyor. Sadece merak etmeniz ve vakit ayırmanız yeterli.
Tabii bu noktada en çok sorulan sorulardan biri şu oluyor: “Peki sermayeyi nereden bulacağız?” Aslında bu da girişimciliğin ikinci kuralının devamı gibi: Borçlanmaktan korkmayın. Elbette bilinçsiz bir borçlanmadan söz etmiyoruz. Ancak mantıklı, araştırmaya dayalı, iyi planlanmış bir yatırım için borç almak da girişimciliğin doğal bir parçasıdır. Pek çok büyük iş insanı, kariyerlerinin başında borçla yola çıkmış ve zamanla bu yatırımları katlayarak geri kazanmıştır.
Sonuç olarak bilmediğiniz bir işe girmek sizi korkutmamalı. Aksine heyecanlandırmalı. Çünkü her bilinmeyen, içinde büyük bir fırsat barındırır. Belki de tam da bu yüzden, bildiğiniz bir işte başarısız olabilirken; hiç bilmediğiniz bir işe tutkuyla sarıldığınızda büyük bir başarı elde edebilirsiniz.

